Bu sene birisine çiçek aldınız mı ya da birisi size çiçek aldı mı?
Son yılların istatistiklerine baktığımızda florikültür pazarının büyüdüğünü görüyoruz. Bu çiçekler nereye gidiyor bilmiyorum ama bana gelen giden olmadı, sizlere bir şeyler geldiyse çok güzel. Gelmediyse hiç üzülmeyin 🙂
Peki, çiçek denilen şey ne?
Çiçek dediğimiz şey aslında basit tabirle kara bitkilerinin en kalabalık grubu olan tohumlu bitkilerin, yeni bitkilere dönüşerek bitki yaşamlarını devam ettirdiği, bitkinin üreme organlarını taşıyan kısmı aslında.
Ve doğada yaşayan biz insanoğlu için de çiçekler, ister istemez bugüne kadar kültürel, ekonomik ve estetik anlamda birçok değere sahip ve olmaya devam ediyor. Ve ne zaman bizler bir hediye almamız gerekse, aklımıza ilk çiçeğin gelmesi tesadüf değil aslında. Çünkü çiçekler bir hediye olabilecek en güzel ve en kolay yollardan bir tanesi. Fiziksel güzelliklerinin yanında duygularımızı, maneviyatımızı ve belli mesajları simgeleyip karşı tarafa iletebiliyorlar.
Ve bizler haliyle tarih boyunca çiçeğe kültürel bağlamda özel anlamlar yükleyip, dini törenlerde, sevgi törenlerinde, özel kutlama anlarında, siyasi ve sosyal durumlarda inceliği ve mesajları iletmek için kullandık. Örneğin, Antik Mısır dönemlerinde cenaze törenlerinde çiçeklerin yaşamın yenilenmesini simgelediğini ve nilüfer çiçeğinin yeniden doğuşu ve güneşin gökyüzündeki yolculuğunu temsil ettiği için önemli olduğunu biliyoruz. Oradan Antik Yunan’a geçtiğinizde çiçeklerin dini törenlerde tanrı ve tanrıçalara hediye olarak sunulduğu ve belirli çiçeklerin belirli tanrıları temsil ettiğini görmek mümkün. Ya da Roma’ya bakarsanız kutlama ve festivallerde günümüzdeki gibi çelenkler görebilirken, Çin’de erik çiçeğinin dayanıklılığı ve şakayık çiçeğinin ise zenginlik ve refahı temsil ettiğini görmek mümkün. Durmayıp oradan Hindistan’a geçersek eğer kadife çiçeğinin Hinduizm için çok önemli olduğunu tarih kayıtlarından görüyoruz.
Aslında tüm bu örneklerden görüyoruz ki kültür ve toplumun bir araya gelmesiyle birlikte, bizler çiçeklere çok bambaşka anlamlar atfedebiliyoruz. Şimdi haliyle de özel anlamları olan bu çiçeklerin doğru yerlerde, doğru zamanda kullanılması çok önemli. Örneğin, şimdi bizler iş konusunda ilerleme kaydeden bir arkadaşımıza bir kırmızı gül ile gitmiyoruz. Ya da bir cenazede ya da başsağlığı mesajı vermek için genellikle parlak ve canlı tonlar tercih edilmiyor. Sadece bizim kültürümüzde bile daha neler var neler. Örneğin, sadakati simgelemek için menekşe çiçeği, masumiyet için papatyalar, erdemlilik için zambaklar, beyaz gül ise saflık ve temizlik için, aşk ilanı için laleler, zarafet ve güzellik için orkideler, sakinlik ve huzur mesajı için lavanta çiçekleri ya da hayatın kısa ve geçici olduğunu simgeleyen kiraz çiçekleri vb.
Peki neden? Kim diyor bunları?
Şimdi belki bunları ilk defa duydunuz veya sizin bildiğiniz anlamlar çok farklı olabilir. Aslında şimdi burada kesin bir doğru yok, çünkü işin içerisine öznellik girdiği andan itibaren, bizim çiçeklere yüklediğimiz anlamlar değişebiliyor. Ve çiçeklere yüklenilen anlamlar yüzyıllar boyunca değişmiş ve günümüze kadar çok bambaşka toplumların ve kültürlerin etkisiyle harmanlanarak günümüze floriografi denilen bir çiçek dili oluşmuş. Şimdi adı üstünde, çiçek dili. Belli başlı mesajları iletmek ve duygularımızı aktarmak için kullanılan bir iletişim yöntemi. Haliyle de dönemin kültürel ve toplum yapısıyla, aynı zamanda bizim ona yüklediğimiz atıflarla birlikte çok bambaşka anlamlara gelebiliyor.
Floriografi için özellikle 19. yüzyıl Britanya İmparatorluğu’ndaki Victoria Dönemi’nin önemli olduğunu görüyoruz. Çünkü bu dönemdeki katı toplumsal ve görgü kurallarının hayatın her alanında olması sebebiyle sevginin ve duyguların halka açık alanda sergilenmesi uygun görülmediği için, insanlar birbirleri arasındaki paylaşımlarda abartıya kaçmadan, ölçülü bir şekilde yapmaları bekleniyordu. Ama haliyle insanların içindeki sevgi ve aşk arzusu uslu durmayıp, bir arayışa girdiklerinde floriografi gelerek, insanlara mesajlarını ince, derin ve romantik bir şekilde ifade etmelerine yardımcı oldu. Yani şimdi o dönemde yaşıyor olsaydınız ve birileri sizlere bir çiçek alsaydı, bu sadece bir çiçek değildi. Onun altında yatan gizli birçok anlamı vardı. Haliyle bu anlamları çözebilmek ve size vermek istediği mesajı anlayabilmeniz için, sizin bir kaynağa ihtiyacınız var. İşte tam da bu sebeple ilk floriografi sözlüğü, 1819 yılında Madame Charlotte de la Tour takma adıyla yazan Louise Cortambert’in Le Langage des Fleurs isimli kitabı.
İsterseniz bu sözlüğe ücretsiz bir şekilde ulaşabileceğiniz linki alta bırakıyorum:
Şimdi o dönemde çiçeklerin anlamı sadece çiçeğin türüne ve rengine göre değil, aynı zamanda sunum biçimlerine göre de çok değişiyordu. Örneğin, tek bir kırmızı gül ölümsüz sevgiyi ifade ederken, karışık bir buket çiçek çeşitli duyguları simgeleyebiliyordu. Ya da çiçeğiniz sizin kalbinizin üzerinde olursa aşka, saça takılırsa gizlilik anlamlarına gelebiliyordu. Ve çiçeği sağ elinizle verirseniz dostluğa, sol el ile verirseniz sevgiyi öne çıkartıyordunuz. Ya da buketin etrafına bağladığınız kurdelenin rengi ve bağlama şekli bile önemli, kurdelenin uzunluğunun da belli anlamları oluyordu.
Aslında şimdi tüm bu örneklerden görüyoruz ki, bu atfedilen anlamlar zaman içerisinde kültür, toplum ve dönemin şartlarına göre çok değişebiliyor. Ama şimdi dünyanın neresine gidersek gidelim, bizler birisine bir çiçek aldığımızda, ona aslında ‘sen özelsin’ mesajını veriyoruz.
Çiçeklerin güzellikleri bir yana veya birilerine estetik mesaj göndermek için kullanımları bir yana dursun. Bence çiçeklerin bizler için bu kadar önemli oluşunun sebebi hayat döngüsünü bize yansıtıyor olmaları. Çiçeklerin tomurcuktan çiçeklenmeye kadar olan süreçleri bence bize kendi hayat yolculuğumuzu hatırlatıyor. Kendi zorlu süreçlerimizden, stresli dönemlerimizden, düşe kalka ilerlediğimiz zamanlar aklımıza geliyor. Bir çiçek mevsiminin gelmesiyle birlikte mücadelelerini geride bırakıp, çiçeklerini açabiliyorsa, bizler de bu hayatta zamanımızın gelmesiyle birlikte, doğru yerde doğru şeylerle bir araya gelerek stresten uzaklaştığımız, zor günlerimizi artık geride bıraktığımız, büyümeye başladığımız ve geliştiğimiz bir sürece girebiliyoruz. Ve aynı zamanda yine mevsimlerin değişmesiyle birlikte, nasıl ki çiçekler tekrar bir sürece girerek yollarına devam ediyorlarsa, bizler de aynı şekilde bu hayatta yine bazı iniş çıkışlı süreçlerimize girerek, bu hayat yolunda ilerleme ve kendimizi geliştirme fırsatı yakalıyoruz. Aslında hayat döngüsü bu. Sana bana özel değil yani, her şey buna maruz kalıyor. Umarım kendi yolumuzda ilerlerken çiçek gibi insanlarla karşılaşırız.
HOŞÇA KALIN 🌸🌷🌹

