Hipokrat’tan Hayat Dersi: Sanat Uzun, Hayat Kısa! AMA NEDEN?

Featured Video Play Icon

Ars longa, vita brevis, occasio praeceps, experimentum periculosum, iudicium difficile.

Az önceki kelimeler, senaristler tarafından Harry Potter’a eklenecekken filmden çıkartılan büyü sözcükleri… değil.

The Nice’ın 2. albümünün adı olan, Charles Baudelaire şiirlerindeki genel temalardan birisi olan ve Can Yücel’in Alavara kitabında yer alan bir şiirinde ise bundan şöyle bahsediliyor:

Johannes Brahms çalıyor eski plakta. Sanat uzundur, hayat kısa.

Antik Yunan hekim Hipokrat’ın Aphorisms adlı tıbbi metinlerindeki ilk iki satırında bahsettiği o ünlü söz: Sanat uzun, hayat kısa.

Aslında bu cümle daha uzun. Ama popüler kültürde cümlenin geri kalanı pek öne çıkmamış. Muhtemelen bu sözü hepimiz daha önce duymuşuzdur. Sanatın olduğu her yerde veya sanatla ilgilenen hemen hemen herkesin mottosu biraz bu sözden esinlenir.

Şimdi Hipokrat’ın söylemiş olduğu bu sözdeki “Vita Brevis” söyleminin anlamı gayet açık: Hayat kısa.

Lakin “Ars Longa”daki sanatın uzun olduğuna dair bahsedilen “Ars” ifadesi, bir hekimin kendi sanatına veya zanaatına hâkim olması gereken o uzun süreye yapılan bir atıf.

Peki bu sözle tam olarak ne anlatılmak isteniyor?

Diyelim ki başarılı birisin. Uzun yıllar boyu süren çalışmaların, uykusuz gecelerin, koskoca 40-50 yıllık emeğin… Şimdi bir ömürlük çalışmanı derliyorsun, topluyorsun ve ele avuca sığmalık bir kitap haline getirebiliyorsun. Bir insanın tüm emeği, tüm deneyimi ve tüm hayatı bazen şu kadarcık sayfaya sığabiliyor.

Bizi aydınlatacak bilgiler, yeni bakış açısı kazandıracak pencereler veya konseptine uygun olarak hemen hemen çoğu şey bunun içinde. Ve bunun fiyatı bir burger menüsü kadar.

Ya da onun yerine gider bir burger alır karnımızı doyururuz. Açarız bir tane de film. Şöyle başarılı bir yönetmenin, küçüklükten itibaren kendi içinde filizlenen ya da binbir türde şekillenen hayatının başyapıtlarından karmaşık bir eser karşında.

Bir bakıyorsun, 2 saat? E haliyle o kadar vaktin yok ya da onun başında duramıyorsun. Bir yandan yemek yerken diğer yandan bir şey izlemek ya da dinlemek istiyorsun. Ama o kadar çok seçenek var ki.

Ya da açıyorsun bir müzik, veya kısa bir video ve burgerın tadını çıkartıyorsun. Peki, ya burger bittikten sonra? Ya da bugün bittikten sonra? Veya hayatımız bittikten sonra?

Şimdi ortalama bir yaşam ömrü düşünelim. Ben diyeyim 70, siz deyin 85. 52 hafta ya da şu kadar saat, ya da onu uzun gösterecek hangi formatta yazarsak yazalım, sonuç hep aynı. 365 günü doldurmamızla hayat duvarımıza bir çentik atıyoruz. Ve çentik atma hakkımız bugünden itibaren belki 1 tane, belki 10 tane ya da haklarımız bitti. Bilmiyoruz.

Bu yıl ne kadar çok hızlı geçti, değil mi? Farkında olmadan yolun sonuna yaklaşıyoruz. Belki de çoktan o yolu yarıladık. Yaşlanıyoruz.

İşte bu söz tam da şu anki anlamsız boşluğumuzu dolduruyor: Sanat uzun, hayat kısa, fırsat kaçıcı, deneyim aldatıcı, karar vermek zor.

Hipokrat aslında bu cümleyi ilk satırlarında yer vererek bizleri uyarıyor.

Yaptığımız sanatı öğrenmenin uzun olduğunu, aynı zamanda hayatın kısa olup sanatımızda ustalaşacak zamanın yeterli olmadığını, fırsatların kaçıcı olduğunu, ne kadar deneyim sahibi olsak bile yapılacak ufak bir hatanın kötü sonuçlara yol açabileceğini ve alınacak kararların zor olduğundan bahsediyor.

Haksız da sayılmaz şimdi. Bir sanat eseri olarak dünyaya geldik. Aynı zamanda bize bahşedilen bir zamanımız var.

Ama yaşamın olduğu dünyayı ele alırsak esas sanatın içindeki ufak bir noktadaki bir fırça darbesiyiz. Dünya ise koca evrendeki yaşam tablosunun kıyısında kalmış ufak bir köşedeki başka bir fırça darbesi.

Şimdi sanatsal yaşamdaki kıyının da kıyısında, köşesinin de köşesinde kalmış olan hayatımıza baktığımızda; okunacak sınırsız sayıda kitap, izlenecek sonsuz sayıda film, dünya üzerinde gezilecek o kadar çok yer, öğrenilecek bin bir türlü bilgi, dinlenecek o kadar çok şarkı, sınırsız düşünce yapısı, bir sürü yaşam formu, görülecek daha keşfedilmemiş koca bir dünya, koca bir evren var ve hiçbirine vaktimiz yetmeyecek.

Onun için anın tadını çıkartalım, sanat eseri olan kendimizi geliştirelim, ayağa gelen fırsatları kaçırmamaya çalışarak yeni fırsatların peşinden koşalım, deneyimimize aldanıp böbürlenmeyelim. Ve karar vermemiz gerektiğinde de sorumluluk alarak korkmayalım. Ve son çentiğimizi attığımızda da bizi bekleyen bir gerçeğin olduğunu unutmayalım.

ÖLÜM!