İLK ve SON İZLENİM Hakkında Bilmeniz Gerekenler!

Featured Video Play Icon

Şimdi size filmden bir sahne göstereceğim.

2020 yapımı Another Round filmi, sınıfta geçen bir sahne.

Birinci aday: çocuk felcinden dolayı kısmı felçli, yüksek tansiyonu var. Kan hastası ve bir dizi ciddi hastalığı var. Amacına uyduğunda yalan söyleyebiliyor, stratejilerini astrologlara danışıyor, karısını aldatıyor, çok fazla sigara ve alkol tüketimi var.

İkinci aday: Fazla kilolu ve şimdiye kadar başarısız bir meslek hayatı yaşamış, kaybetmiş bir siyasetçi. Depresyonu var ve iki kez kalp krizi geçirmiş, durmadan puro içiyor ve birlikte çalışması çok güç bir insan, her gece uyumadan önce aşırı miktarda alkol tüketimi var.

Sonuncu aday: yüksek rütbeli bir savaş kahramanı, kadınlara saygılı davranıyor, hayvanları seviyor asla sigara içmiyor, nadiren alkol tüketimi var.

Şimdi filmi bilenler ve “ya abi bu işte bir iş var” diyenler ilk iki adayı seçti ama normal şartlar altında, 3. aday bize daha iyi resmedildiği için ona karşı daha ılımlı olabiliyoruz. Ve bunların kim olduğuna baktığımızda 3. aday Adolf Hitler.

Şimdi “daha iyi resmedildiği” kısmını özellikle belirttim. Çünkü bizler bu hayatta bir durum bir olay veya yeni insanlarla karşılaştığımızda, onların bize kendini resmettiği veya bizim kendi gözümüzden kendi şartlarımıza göre onları resmederekten oluşturduğumuz bir ilk izlenimlerimiz var ve bizler bu izlenimlerimize göre kararlar alıp ya da duygu ve düşüncelerimizi şekillendirebiliyoruz.

Filme dönecek olursak, sahnenin sonunda bizim elde ettiğimiz bir izlenim daha var. Son izlenim. Belki son izlenimi duymamış olabilirsiniz, çünkü genelde dillerde olan hep ilk izlenimdir. Önce ilk izlenimden başlayıp, sonra esas önemli olan son izlenime doğru gelelim.

İlk izlenimler bir olay, durum ya da kişiler karşısında yaptığımız izlenimler sonucu bir çıkarım elde etmemiz ve ona göre aksiyon alarak adım atmamızı sağladığı için haliyle hayatımızda önemli bir yeri olan bir bilişsel becerimiz. Ve izlenimler izlenimi yapan kişiye ve izlenim yapılan şeyler neyse ona göre değişebiliyor.

Ve izlenim gerçekleştiği ortamda, o an birçok faktör devrede. Yaş, ırk, kültür, dil, cinsiyet, fiziksel görünüm, aksan, duruş, ses, gözlem süresi ve çevredeki diğer bağlamlar derken bunların hepsini işliyoruz ve bir izlenim elde ediyoruz.

Gerçekleştirilen bir çalışmada insanlara saniyenin 10’da biri kadar tanıdık olmayan yüzler gösteriyorlar ve bu sürenin bir izlenim oluşturmak için yeterli bir süre olduğu ortaya çıkıyor. İşte o ben insan sarrafıyım, adamı gözünden tanırım diyen arkadaşlarımız, aslında bir noktada haklılar. Tabii bu izlenimlerin ne kadar güvenilir olduğunu yine aynı çalışma içerisinde görebiliyoruz zaten.

Aslında ilk izlenimleri çok ince dilimlenmiş bir meyve parçasından onun hangi meyve olduğunu anlamaya çalışmak gibi bir şeye benzetebiliriz ki literatürde de bu şekilde yer alıyor zaten. “THIN SLICES”.

Kısa bir karşılaşma ani ve az miktarda elde ettiğimiz bilgiler ile birlikte, bizler bir olay bir durum ya da kişiler hakkında ani yargılarda bulunabiliyoruz. Olumlu, olumsuz izlenim sahibi oluyoruz. Bu kişiyi ilk defa görelim veya olay ve durumları uzun zamandan beri bilelim fark etmiyor.

92 yılında yayınlanan bir meta analiz çalışmasında ince dilimlemeye dayalı kısa sürede yapılan çıkarımların, çok daha fazla bilgi ve uzun sürede elde edilen çıkarımlarla benzer olduğu ve sonucun genelde değişmediği bilgisine ulaşılmış.

Yani bizim o adamı ilk bakışta anlayan arkadaşlarımız yine bir noktada daha haklılar. Tabii bu her çıkarımın doğru olacağı anlamına gelmiyor, bunun bir altını çizmek lazım. İlk çıkarımlarda bulunmak bazen yararlı ve etkili bir yol olabilir ama o düşüncemizi destekleyen başka davranış kalıpları veya olay örüntüleri olmadığı takdirde, bu çıkarımlarımız birazcık şans işi.

Hatta ve hatta bu çıkarımlar, yani ince bir dilimden tüm meyvenin nasıl olduğunu anlama işi bizde önyargılara ve Halo efekti dediğimiz başka bir bilişsel duruma yol açabiliyor.

Örneğin bir karpuz tarlasındayız, benim elimde şimdi bir tane var, bununla idare edelim.

Bu karpuz tarlasındaki her karpuz bireyin birbirinden bağımsız veya bağımlı farklı özelliklerini ve farklı detayları temsil ediyor olsun. Ve biz aldık karpuzun birini yemeye başladık. Karpuzun ilk dilimini beğenirsek, kestiğimiz bu karpuzun tamamının tatlı ve sulu olduğunu düşünebiliriz. Ama halbuki diğer dilimleri tatlı olmayabilir ama biz “öyledir işte” diyoruz. İşte bu ince dilimleme. Gerçi benim dilimim çok ince olmamış ama 😀

Yani ufak bir andan, ufak bir izlenimden birey hakkında genel çıkarımda bulunuyorsak, bu ince dilimleme. Ve biz bu ince dilimden yola çıkarak, bu karpuzun tatlı olduğunu düşünerek ve tarlada yer alan diğer tüm karpuzları görmeden, kesmeden, tadına bakmadan tatlı ve sulu olduğunu hesaba katarak, o kişi hakkında çıkarımlar yaparsak bu da Halo efekti.

Hemen bir örnek daha gelsin. Diyelim ki birisiyle tanıştık ve bu kısa etkileşimde onun bize yakın ve samimi, rahatsız etmeyen davranışlarından dolayı ve üstelik elimizde başka ortamlarda da gözlemler olmamasına rağmen o kişinin arkadaş canlısı olduğuna ve diğer herkese karşı böyle olduğuna dair bir izlenim oluşturabiliyoruz. İşte bu “ince dilimleme”. Ve biz bu gözlemden yola çıkarak, o kişi arkadaş canlısı ise, işinde başarılıdır, aile ilişkileri iyidir gibi hayatının diğer alanlarında da olumludur diye düşünebiliyoruz. İşte bu da Halo Efekti.

Şimdi bu kısma kadar ilk izlenimler gerçekleşirken bizde önyargı oluşturabilecek, bizi yanlış veya doğru yönlendirebilecek kavramlar üzerinde durduk. İşin bir de diğer ucu var. Son izlenim. İzlenim yapılabilecek her an çok kıymetli ama son izlenimin yeri çok apayrı.

Bir durum veya olay karşısında insanların iki önemli ana göre yargılama ve hatırlama eğiliminde olduğunu öne sürülüyor. Ve 2 tane o an çok önemli.

İlk olarak zirve kısmı çok önemli. Çünkü deneyimin en yoğun olduğu veya duygusal olarak en dolu olduğu kısmı orası. Ve bizler yıllar geçse bile bu kısımları hatırlayabiliyoruz. Bir diğeri son kısmı. Yani deneyim nasıl sonuçlandığı kısmı. Genellikle biz bu iki noktada yaşanılanları daha fazla hatırlama eğiliminde oluyoruz ve orada yaşanılanlar haliyle bizde iz bırakıyor.

Örneğin bir tatilde gün doğumu ya da gün batımı gibi özel bir anımız bizim zirvemizi oluştursun. Finalde de güzel bir veda yemeği ya da bizim için anlam ifade eden bir kapanış ile kapatmamız tatilin diğer kısımları çok kötü olsa bile bu tatile karşı izlenimimizi daha olumlu yapıyor, tam tersi senaryoda zirve ve bitiş anları olumsuz gerçekleşirse, tatil ne kadar mükemmel geçerse geçsin genel tatil anısının olumsuz olma ve o şekilde hatırlama eğilimine sahip olabiliyoruz.

Tahmin edeceğiniz üzere, bunu ben demiyorum, Nobel ödüllü Daniel Kahneman ve meslektaşları tarafından ortaya atılan Zirve-Son Teorisi bunu söylüyor.

O halde şimdi bizler için son izlenimde bizim için zirvenin yaşandığı an ve son kısım çok önemli.

Ve ben bu anlara dikkat edersem, genel ve olumsuz bir süreç geçirsem bile anılarım daha ılımlı olabilir demek isterdim lakin bir yandan da literatür bize gösteriyor ki hafızanın yedi hatası var. İsmi bu. Bunlardan birisi olan Bias hatasında bizler geçmiştekileri mevcut bilgilerimizi şu anki duygu ve düşüncelerimizle daha tutarlı hale getirmek için yeniden yazabiliyoruz.

Yani daha kolay hatırlama eğiliminde olduğumuz zirve ve son kısımları, şu anki duygu ve düşüncelerimizin etkisiyle değişebiliyor. Olumlu duygu ve düşüncelerimiz ön plandaysa geçmişi daha iyimser hatırlarken, tam tersinde ise tam tersi oluyor.

Sonuç olarak ister ilk izlenim olsun veya son izlenim olsun fark etmiyor. Hayatımız sayısız izlenimler oluşturabilecek kadar etkileşimlerle dolu. Dünkü kötü izlenimimiz yarın çok iyi bir izlenimle değişebiliyor ya da çok iyi giderken, beklenmedik kötü bir izlenim tüm resmi alt üst edebiliyor.

Bıraktığımız her izlenim çok önemli ve bunların ilki veya son izlenimi, büyüğü veya küçüğü, iyisi veya kötüsü, her biri bizi bu hayatta biz yapan şeyler. Bu sebeple kendimizi nasıl sunduğumuz çok önemli. Ve izlenim oluşturabilecek her bir etkileşimin kıymetini bilerek, kendi özgünlüğümüzü göstermeliyiz, aynı zamanda da tek bir anın, tek bir izlenimin bizi oluşturmadığını hatırlayarak yolumuza devam etmeliyiz bu hayatta.

Ve olumsuz izlenimlerin gerçekleştiği anlarda takılıp kalmamalıyız ve her bir etkileşimi olumlu bir etki yaratabilecek bir fırsat olarak görerek, etkileşimlerden en iyi şekilde yararlanmaya çalışmalıyız ve bunlardan keyif almalıyız.

Hoşça kalın.