Bu sabah kahvaltıda ne yediniz?
Bu biraz kolay oldu, değil mi? Geçtiğimiz Cuma gününe geri dönelim. Akşam yemeğinde ne yemiştiniz? Eğer bu da kolay olduysa, 2 hafta öncesine dönelim ve o kahvaltıda ne yediğinizi bir hatırlamaya çalışın. O da kolay olduysa, bir sene öncesine, iki sene öncesine, üç sene öncesine kadar derken, bir noktaya kadar geriye dönebiliyoruz, değil mi?
Ama bilimsel çalışmalara baktığımızda veya kendimizi gözlemlediğimizde fark edebiliyoruz ki, bizler unutabiliyoruz, öyle dört dörtlük bir hafızamız yok, mu acaba?
Unutmak genellikle bu bilgiyi gerçekten kaybetmek ya da uzun süreli hafızanızdan silmekle ilgili değildir. (İlgili Çalışma)
Eric Kandel, 2000 yılında Nobel ödülüne layık görüldüğü 1970’lerdeki çalışmasında nöronlar arasındaki kimyasal sinyallerdeki değişikliklerin tüm öğrenmenin veya hafıza oluşturmanın biyolojik temeli olduğunu ortaya koydu. Peki tam olarak ne bu? Komşu beyin hücreleri veya nöronlar aynı anda uyarıldığında, nörotransmiter kimyasalları, nöronların ince dendritlerinin uçları arasındaki mikroskobik boşluk boyunca ateşleniyor ve nöronlar arasındaki sinapstaki bu değişiklik, anı dediğimiz şeyi oluşturuyor. Daha basit bir tabirle, beynimizi bir bilgisayar gibi düşünürsek eğer, anılarımızın bilgisayara kaydedilen dosyalar gibi olduğunu ve bunu nasıl kaydettiğimizi Eric Kandel buldu.
Bu görüş, unutmanın arkasındaki temel mekanizmayı açıklayan görüşlerden biri olarak kabul görse de, literatürde farklı görüşler ve modeller de var. (Interference Theory, Cue-Dependent Forgetting, Trace Decay Theory, Motivated Forgetting, Context-Dependent Forgetting.
Bir şeyleri nasıl hatırladığımız veya unuttuğumuz konusunda birçok araştırma yapılmış olmasına rağmen, hâlâ bizler insan hafızasının dayandığı modeli tam olarak bilmiyoruz. Ve bu konuda muzdarip olduğumuz bir diğer nokta ilk çocukluk anılarımız. İlk doğum gününü hatırlayan var mı? Ya da ikincisini? Bizler üç yaşından önceki olayları nadiren hatırlıyoruz, hatırladıklarımızda ne kadar bizim anılarımız, onu birazdan konuşacağız ama genelde 3-7 yaş arasında gerçekleşen olaylara ilişkin anılarımız var, onlar da belli belirsiz.
Bu, aslında çocukluk amnezisi olarak bilinen bir olgu. Peki neden bebeklik anılarını unutuyoruz? Yapılan çalışmalarda, çocukların 1 yaşından önceki anılarını hatırlayabildiği, ama büyümeye başladıkça bu hatırlama oranının azaldığı fark edilmiş (İlgili Çalışma: 1 ve 2).
Ve işin bir diğer ilginç tarafı, çocuklar 2 yaşından önceki anılarını eksiksiz olarak geri getirebilme oranları %50’lere varırken, yetişkinlerde ise bu oran hemen hemen sıfır (İlgili Çalışma). Yani bizler yaş almaya başladıkça, o 2 yaş öncesini hatırlama konusunda iyice uzaklaşmaya başlıyoruz.
Bilişsel psikologlar, bu konuda bizlerin henüz o yaşlarda dil becerilerine sahip olmadığımız için olayları kodlama ve ifade etme becerisinin de haliyle olmaması, zamanla da bellek kodlamada gerçekleşen değişikliklerin bu ilk anıları hatırlamayı iyice zorlaştırdığını söylüyorlar (Harley ve Reese, 1999). Psikanalistler ise savunmasız olan bizlerin üzücü ve travmatik bir durum karşısında anının oluşturduğu kaygıyı, bilinçdışı ve savunma mekanizmalarının da etkisiyle anıyı bastırarak yok ettiğimizi savunurken, daha genel bir görüş olarak kabul edilen “Gelişimsel Hipotez” ise hipokampüsün olgunlaşmamış olması ve bu nedenle bağlamsal döngüleri işleyemediği, birleştirip depolayamadığı için erken anıların uzun vadede saklanamadığını söylüyor (Bauer, 2006). . İnsan hipokampüsünün de 20-24 aya kadar yavaş yavaş işlevsel olgunluğa ulaşması ve 3-5 yaş arasında tam olgunluğa ulaşması da bu teoriyi destekler nitelikte İlgili Çalışma ( 1 ve 2 )
Ve bizler ne zaman o çift haneli sayılara ulaşmaya başlarsak, o eski anılarını hatırlama becerimiz de solmaya başlıyor. Çocuklar 11 yaşına geldikleri zaman, genç yetişkinlik seviyesinde çocukluk amnezisi sergilemeye başlayabiliyorlar (İlgili Çalışma).
Bizler genellikle 10 yaşından sonra yaşanan olayları daha kolay hatırlayabilirken, 2-2.5 yaş öncesine inmeye çalıştığımızda, haliyle bizim de aklımıza gelmeyince başvurduğumuz dış kaynaklar bizi yanlış yönlendirebiliyor ve sahte bir olayın ayrıntılarını hayal ederek, sahte anılar üretebiliyoruz (İlgili Çalışma: 1 ve 2)
Belki de bugüne kadar çocukluğumuza veya bebekliğimize dair hatırladığımız o anılar, bizim olduğunu zannettiğimiz o anılar, belki bizim değil, ailemizin, çevremizin doğru yalan veya yanlış bir şekilde hatırladıkları, kim bilir? Yapılan bir çalışmada insanlara fotoğraflar gösteriliyor ve insanlar o fotoğrafla ilgili sahte anı üretmeye başlıyorlar.
Bu konudaki en ünlü deneylerden birisi, Elizabeth Loftus (ve meslektaşı Jacqueline Pickrel) 1995 yılında “Alışveriş Merkezinde Kaybolma” deneyinde, katılımcılara alışveriş merkezinde kaybolduklarını anlatan ve hayal ettirilen bir sahte anının varlığı, daha sonra tekrarlanan çalışmasında katılımcılar tarafından gerçek anı olarak varsayıldığı sonucuna ulaşmış. Bu deney sonucunda, telkin ve hayal gücü ile bireylerde sahte anılar oluşturmanın ve hafızayı çarpıtmanın mümkün olduğu görülmüş. Hafızanın yanılabilirliği veya çarpıtılabilirliği konusunda tek bu olsa iyi. Mandela etkisi gibi, bir bireyden ziyade büyük bir grubun birlikte sahte anı oluşturması ve buna inanmaları, ya da Flaş anılar gibi duygusal açıdan çok dolu ama bir o kadar da yanlış anılara kapı açan bir olgunun varlığı, Kriptomnezi gibi yeni bir fikir, harika bir düşünceyi bulduğumuza ve onun bize ait olduğuna inanmamız ama o düşüncenin bilinçsiz bir şekilde geçmişimizden gelmesi ya da başka bir kaynaktan ödünç alarak kopyaladığımız durumlar.
Daha neler neler, burada çok fazla şey dönüyor. Haliyle merak edip araştırmamız, bir anlam yükleyip ne olup bittiğini anlamaya çalışmamız ve bazende burayı kurcalamamız çok normal ama bazen ayarlarımızı bozabiliyoruz.
Ve bizler herkes gibi yeni anılar edinirken, bunları zamanla unutabiliyoruz, çarpıtabiliyoruz veya yaşantılarımız sebebiyle bastırabiliyoruz. Bu çok normal ama sanki bizde bir eksiklik, bir kusur olduğunu düşünüp, hayal kırıklığı hissedebiliyoruz. Ama aslında burası, durum ve şartlara göre tam olarak ne yapması gerektiğini biliyor ve yapıyor gibi ama bazen biraz karmaşık ve güvenilmez.
Aslında bizi biz yapan, dönemin ve yaşantımızın bir parçası bunlar. Bu noktada yaş aldıkça karşılaştığımız her dönemin ve o dönemin getirdiği bazı şeyler var. Bunların farkında olarak ve kendimizi kabul ederek o dönemin tadını hatırlanabilir, dolu dolu anılarla çıkartmak önemli.
“Unutmak bilişsel ve yaratıcı yeteneklerimize, duygusal sağlığımıza, hatta kişisel ve toplumsal sağlığımıza fayda sağlar. Tipik bir hata ne kadar sinir bozucu olsa da, zihnimizi daha iyi kararlar almaya, neşe ve ilişkileri deneyimlemeye ve sanatsal açıdan gelişmeye açan şey tam olarak budur.”
“Forgetting benefits our cognitive and creative abilities, emotional well-being, and even our personal and societal health. As frustrating as a typical lapse can be, it’s precisely what opens up our minds to making better decisions, experiencing joy and relationships, and flourishing artistically.”
Forgetting: The Benefits of Not Remembering.
BU ARADA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN LÜTFEN! 😂

