ZAMANIN birinde Himalaya bölgesinde yaşayan birisi bir eline bir kâse, diğer eline de bir sopa almış. VE başlamış bunları çalmaya.
Muhtemelen benim biraz daha pratiğe ihtiyacım var. Şimdi, “Tibet Ses Kasesi” olarak da bilinen bu kâseyi ilk kimin yaptığını bilmiyoruz.
Lakin yüzyıllardır Tibet ve Budist gelenekleriyle bütünleşerek, Tibet, Nepal, Butan ve Hindistan bölgelerinde kullanılmaya başlandığını biliyoruz.
Bu kâse genellikle kalay, bakır, demir, gümüş ve altın gibi çeşitli materyallerden yapılabiliyor ve özel sesler alabilmek için üzerlerine de özel şekiller, özel tekniklerle işleniyor. Ve her kâsenin aslında kendine ait bir sesi var.
BAŞLANGIÇTA insanlar bu kâseyi dua, şifa ve ritüellerin yer aldığı çeşitli törenlerde kullanmaya başlamışlar. Kâsenin kenarına vurulmasıyla ve sopanın sürtülmesiyle birlikte elde edilen titreşimlerin insanlarda rahatlama oluşturması ve stres seviyelerini azaltması gibi etkileri sebebiyle, zamanla dini törenler yerini meditasyon ve ses terapisi gibi, insanın ruh sağlığına yönelik uygulamalara bırakmış.
Aslında insanların sesin iyileştirici özelliğini fark ederek yaptıkları ilk şey bu değil.
ÖRNEĞİN, Avustralya yerli kabilelerinin binlerce yıldır Didgeridoo’yu sesle iyileştirme için ve törenler için kullandıklarını biliyoruz ki yapılan bilimsel araştırmalarda Didgeridoo’nun uyku apnesi ve astımı iyileştirdiği bulunmuş.
PEKİ, cidden ses iyileştiren bir şey mi?
Öncelikle etrafımıza bakıp gördüğümüz alan ses dalgaları ve titreşimlerle dolu.
Ancak ses dalgaları insan gözünün görebileceği elektromanyetik spektrum aralığında olmadığı için bizler sesi göremiyoruz. Lakin çevremizdeki nesneler ve malzemeler üzerindeki etkilerini gözlemleyebiliyoruz. Ve insanlarda dâhil, her şeyin bir titreşim ses frekansına sahip olduğunu hesaba katarsak, bu ses dalgalarının ve titreşimlerinin bizi etkilemesi ve bizim onları hissetmemiz beklenilen bir şey. Sesle iyileştirme denilen şey aslında, vücudun titreşimlerini dengelemek ve uyumlu hale gelmesi için ton frekanslarının kullanıldığı bir tedavi denilebilir. Örneğin, bizim kullandığımız Tibet Kaseleri, gonglar, diyapazonlar veya davullar kullanarak özel ton frekansları elde edilebilirken, Binaural vuruşlar gerçekleştirerek, iki kulağa farklı frekans verip, üçüncü bir frekansın oluşturulduğu teknikler bile mümkün.
Şimdi tüm bu özel ses frekansları beyinde onarıcı bir durumu tetikleyerek, vücudun kendi kendini iyileştirme sistemini harekete geçirdiğine inanılıyor.
Peki, nasıl?
Bazı çalışmalardaki bulguların sonuçlarına baktığımızda elde edilen açıklamalardan bir tanesi, özel yöntemlerle elde edilen bu titreşimlerin ve rezonans frekanslarının vücudun doğal frekanslarıyla senkronize olarak denge ve uyum oluşturduğu, beyin dalgalarını ile derin gevşemenin kapısını aralayan Binaural vuruşlarının etkisinin olabileceğini söylüyor (Çalışmalar: 1 ve 2).
Başka çalışmalarda da, rahatlatıcı ve sakinleştirici seslerin vücudumuzda gevşeme tepkisine yol açarak, serotonin ve dopamin salınımını artırıp stres seviyemizi düşürdüğü, kas gerginliğini azaltarak, kan basıncının düşmesine, kalp atış hızının yavaşlamasına ve genel olarak iyi olma hissine neden olduğu biliyoruz (Çalışmalar: 1, 2, 3 ve 4).
Şimdi yapılan çalışmalardan bir diğerine baktığımızda; meditasyon ile birlikte Tibet ve kristal ses kaseleri ve diğer küçük çanlar kullanarak yapılan araştırma sonucunda araştırma sonucunda katılımcıların meditasyonun ardından gerginlik, öfke, depresyonlarında azalma gerçekleşirken, ruhsal iyilik hali gibi arzu edilen değişkenlerde de artış gözlemlenmiş.
Ki bu görüşleri destekleyen bir çalışmada ise müzik türünün kalp atış hızını ve stresle ilişkili hormonları etkileyebileceğini bulmuşlar. Özellikle tekno müziğin kalp atış hızında, sistolik kan basıncında ve stresle ilişkili hormonlarda önemli bir artışa neden olduğu görülmüş.
Sesle tedavi için kullanılan her şey rahatlatıcı ve faydalı bulunsa da bu konuda literatürün daha emekleme ve yürüme arasında bir yerde olduğunu unutmamak önemli.
Yani, şimdi bunların bazıları bizde işe yarayabilir, bazıları işe yaramayabilir. Sizler bu konuda neler düşünüyorsunuz? Lütfen yorumlarda fikirlerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın!
Görüşmek üzere!

